İkinci Dünya Savaşı'ndan beri kullanılan DDT'nin etkileri, ekosistemlerde ve insan vücudunda uzun yıllar devam ediyor. Kimyasal madde, uzak bölgelere kadar yayılırken, bazı hayvan türlerinin üreme başarısını etkiledi.
DDT (Dikloro Difenil Trikloroetan) insektisiti, İkinci Dünya Savaşı sırasında Amerikan ordusu tarafından sıtma ve tifüs taşıyıcı böceklere karşı kullanıldı. 1939'da böcek öldürücü özellikleri keşfedilen DDT, 1945'ten itibaren sanayi ölçeğinde üretildi ve 1950'lerde küresel sıtma eradikasyon kampanyalarında yaygın şekilde kullanıldı.
Asya, Afrika ve Latin Amerika'da yapılan ilaçlama çalışmaları, ilk on yılda sıtma kaynaklı ölüm oranlarında düşüş sağladı. Ancak DDT'nin su ve toprakta uzun süre kalıcı olduğu, yağmur ve akarsularla okyanuslara taşındığı belirlendi. 1960'larda yapılan araştırmalar, DDT'nin besin zinciri yoluyla canlılarda biriktiğini gösterdi ve Antarktika'daki penguenlerde dahi kalıntı tespit edildi.
DDT'nin yırtıcı kuşların yumurta kabuklarını incelterek üreme başarısını azalttığı ve bazı türlerin neslinin tehlikeye girdiği belirlendi. 1970'lerden itibaren gelişmiş ülkelerde kullanımı yasaklanan DDT, toprakta yarılanma ömrünün 10 yılı aşması nedeniyle tarım alanlarında varlığını sürdürdü.
Yapılan laboratuvar analizlerinde, yasağın ardından doğan bireylerin kanında ve anne sütünde düşük düzeyde DDT kalıntıları bulundu. Uzmanlar, anne sütündeki kalıntı miktarının düşük olduğunu ve emzirmenin sağladığı faydaların bu riski aştığını belirtti.
Kaynak
Haber Merkezi
0
okunma