AB destekli proje kapsamında hazırlanan yazı dizisinde iklim değişikliği ile toplumsal cinsiyet eşitliği arasındaki bağlantı ele alınıyor. COP31 zirvesi ve BM Kadın Birimi'nin iklim politikalarındaki rolü inceleniyor.
Avrupa Birliği tarafından desteklenen Eşitlik ve Kadınların Güçlenmesi için Güçlü Sivil Alan projesi kapsamında hazırlanan yazı dizisinde, iklim değişikliği ile toplumsal cinsiyet eşitliği arasındaki ilişki farklı boyutlarıyla ele alınacak. Dizinin ilk bölümünde, COP31’in önemi ve BM Kadın Birimi’nin iklim gündemine yaklaşımı değerlendiriliyor.
COP (Taraflar Konferansı), Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında her yıl düzenlenen ve iklim değişikliğiyle mücadelede küresel kararların alındığı önemli bir platformdur. Dünya liderleri, hükümet temsilcileri, bilim insanları, iş dünyası ve sivil toplumun katıldığı konferanslarda ortak adımlar ve taahhütler belirleniyor.
Türkiye, bu yıl ev sahipliği yaptığı COP31 ile uluslararası diyaloğu güçlendirmeyi ve önceki konferanslarda verilen taahhütlerin uygulanmasını hızlandırmayı hedefliyor. Zirvenin emisyon azaltımı, iklim finansmanı ve uyum konularında küresel gündeme yön vermesi bekleniyor.
Dünya, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve çevresel bozulma olmak üzere birbirine bağlı üç büyük krizle karşı karşıya. Bu krizler artan sıcaklıklar, orman yangınları, kuraklıklar ve ekosistem kayıplarıyla derinleşiyor. Ancak etkiler gelir, yaş, engellilik, sağlık durumu, bölge, göç durumu ve bakım sorumluluklarına göre farklılaşıyor.
Kadınlar ve kız çocukları, kaynaklara, hizmetlere, ekonomik fırsatlara ve karar alma mekanizmalarına erişimde karşılaştıkları eşitsizlikler nedeniyle iklim krizinin etkilerini daha ağır yaşıyor. BM Kadın Birimi, iklim değişikliğini çevresel bir sorun olmanın ötesinde eşitlik, kalkınma ve insan hakları meselesi olarak ele alıyor.
BM Kadın Birimi’nin 2026 İklim ve Çevre Stratejisi beş temel hedefe odaklanıyor: toplumsal cinsiyete duyarlı iklim politikalarını güçlendirmek, kadınların karar alma süreçlerindeki katılımını desteklemek, kadınların iklim finansmanına erişimini artırmak, toplumsal cinsiyete duyarlı adil ekonomik dönüşümü teşvik etmek ve toplumsal cinsiyet ile çevre verilerinin üretimini geliştirmek.
Bu strateji, kadınların haklarını kullanabildiği, iklim finansmanına erişebildiği ve sürdürülebilir ekonomilerden eşit şekilde yararlandığı bir gelecek hedefliyor. Yazı dizisi Milliyet Eşitlikçi Hikayeler’de her Pazartesi devam edecek.
BM Kadın Birimi Ülke Direktörü Maryse Guimond, iklim değişikliğinin mevcut eşitsizlikleri derinleştirdiğini ve kadınlar ile kız çocuklarını orantısız etkilediğini belirtti. Kadınların iklim krizinden etkilenen kişiler olmanın yanı sıra bilgi, liderlik ve çözüm üretme kapasitesiyle iklim eyleminin ayrılmaz parçası olduğunu vurguladı.
İklim değişikliğiyle ilgili veriler, 2050 yılında iklim etkileri hesaba katılmadığında 158,3 milyon kadın ve kız çocuğunun aşırı yoksulluk içinde yaşayabileceğini gösteriyor. Bu sayı erkekler ve oğlan çocuklarına göre yaklaşık 16 milyon daha fazla. Kadınların doğal afetlerde yaşamını yitirme olasılığı erkeklere göre 14 kat daha yüksek. Ayrıca 2050’de 236 milyon kadın ve kız çocuğunun gıda güvencesizliğiyle karşılaşması bekleniyor. Yaklaşık 1,1 milyar kadın ve kız çocuğu güvenli içme suyuna, 1,7 milyar ise güvenli tuvalet ve hijyen hizmetlerine erişemiyor.
Kaynak
Haber Merkezi