Biruni Üniversitesi'nden Doç. Dr. Uğur Temel, pektus ekskavatumda ileri derecedeki göğüs çöküklüğünün kalp ve akciğerler üzerinde baskı oluşturabileceğini belirtti. Tedavi kararı, deformitenin derecesi ve hastanın şikayetlerine göre kişiye özel veriliyor.
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Uğur Temel, halk arasında kunduracı göğsü olarak bilinen pektus ekskavatumun, göğüs kemiği ve ön göğüs duvarının içe doğru çökmesiyle ortaya çıkan bir göğüs duvarı deformitesi olduğunu açıkladı. Çöküklüğün bazı kişilerde hafif olduğunu, özellikle ergenlik dönemindeki hızlı büyüme ile daha belirgin hale gebildiğini söyledi.
İleri vakalarda göğüs kafesi görünümünün yanı sıra göğüs boşluğundaki organların da etkilendiğini belirten Temel, deformitenin derecesi arttıkça kalbin sağ bölümlerinde baskı ve akciğerlerin genişleyebileceği alanın azalmasının mümkün olduğunu ifade etti. Ancak birçok kişinin fiziksel yakınma yaşamayabileceğini de ekledi.
Temel, deformitenin derecesine bağlı olarak bazı hastaların günlük aktivitelerinde ve egzersiz kapasitesinde azalma gözlenebileceğini, özellikle koşu, merdiven çıkma ve spor yapma sırasında yorgunluk, nefes darlığı, göğüs ağrısı, baskı hissi ve çarpıntı gibi şikayetlerin ortaya çıkabileceğini kaydetti. Bu belirtilerin tamamının pektus ekskavatumdan kaynaklanmayabileceğini ancak deformiteyle birlikte görülüyorsa kalp ve akciğer fonksiyonlarının değerlendirilmesinin önemli olduğunu söyledi.
Göğüs kafesindeki çöküklüğün doğumdan itibaren fark edilebileceğini ancak bazı çocuklarda erken yaşlarda belirgin olmayabileceğini belirten Temel, ergenlik döneminde hızlı büyüme ile deformitenin daha kolay fark edilebileceğini vurguladı. Bu dönemde görünümün yanı sıra nefes darlığı ve yorgunluk gibi belirtilerin de izlenmesi gerektiğini söyledi.
Temel, deformitenin gençlerin beden algısını etkileyebileceğini ve bazı gençlerin göğüs görünümü nedeniyle yüzme ve spor gibi aktivitelerden uzaklaşabildiğini ifade etti. Tanı için öncelikle fizik muayenenin yapıldığını, gerekirse bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, solunum fonksiyon testleri, elektrokardiyografi, ekokardiyografi ve kardiyopulmoner egzersiz testlerinin uygulandığını belirtti.
Tedavi kararının kişiye özel verildiğini belirten Temel, her göğüs çöküklüğünün ameliyat gerektirmediğini, deformitenin derecesi, hastanın yaşı, şikayetleri, kalp ve akciğerlerin etkilenip etkilenmediği ve yaşam kalitesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Hafif vakalarda takip yeterli olurken, uygun hastalarda cerrahi tedavi seçeneğinin gündeme gelebileceğini aktardı.
Doç. Dr. Uğur Temel, uygun hastalarda minimal invaziv cerrahi yöntemlerle göğüs duvarı deformitelerinin düzeltilebildiğini belirtti. Cerrahinin amacının yalnızca dış görünümü düzeltmek değil, göğüs kemiğini normal konuma getirerek göğüs boşluğu içindeki baskıyı azaltmak olduğunu söyledi. Ameliyat kararının hastanın beklentileri, deformitenin derecesi ve fonksiyonel değerlendirme sonuçları dikkate alınarak verilmesi gerektiğini ifade etti.
Kaynak
Haber Merkezi
0
okunma